Fiziki ve Kültürel Yapı

Fiziki ve Kültürel Yapı

Türkiye’nin kuzeybatısı, Marmara Bölgesi’nin Trakya kesiminde yer almaktadır. Dünyadaki konumu itibariyle 41 derece, 13 dakika, 34 saniye ve 42 derece 05 dakika, 03 saniye kuzey enlemleri ile 26 derece 54 dakika , 14 saniye ve 28 derece 06 dakika 15 saniye doğu boylamları arasında bulunur.
             Kırklareli, Türkiye’nin Avrupa Kıtası’nda bulunan Trakya Bölgesi’nde yer alır. 41°44′ – 42°00′ Kuzey Enlemleri ile, 26°53′ – 41°44′ Doğu Boylamları arasında kalır. 6.555 km2 toprak büyüklüğüne sahiptir. Kuzeyden 159 km sınır uzunluğu ile Bulgaristan, doğudan 58 km. kıyı uzunluğu ile Karadeniz, batıdan Edirne, güneydoğudan İstanbul, güneyden ise Tekirdağ illeri ile çevrilidir. toprakların %48’i dağlık, %35’i dalgalı arazi, %17’si ise ovalıktır.
            Bölge, yeryüzü şekilleri bakımından çeşitli görünümler yansıtır. Kuzey ve Kuzeydoğu doğrultusunda uzanan Yıldız Dağları (Istrancalar) Kırklareli’nin kuzeyinde bir nevi doğal duvar meydana getirir. Istranca adı, özellikle dağların güney yamaçlarından çok sayıda dere, çay çıkması dolayısiyle “Akıntılı-Akarsulu Yer” anlamına gelmektedir. Mitolojide Istrancalar’ı çevreleyen geniş coğrafi bölge Şarap Tanrısı Bakhus’a tahsis edilmiş yerler olarak ifade edilmektedir. Pınarhisar ilçesine bağlı Evciler Köyü ile Vize ilçesine bağlı Sergen Kasabası arasında kalan Mahya (Magiada) Tepesi 1.031 metre ile Yıldız Dağları’nın en yüksek tepesini oluşturur. En düşük seviye Karadeniz kıyısında 10 metre kadardır. Bu durumda Trakya, kenarları oldukça yüksek tepelik, ortası çukur (Ergene Ovası) bir çanak biçimindedir. Ancak çeşitli nedenlere bağlı aşınmalarla yavaş yavaş düzleşmeye başlamış bir ova görünümü vardır.
Bölgenin toprak yapısı, yeryüzü görüntüsü 1. ,2. ve 3. Jeolojik Zaman’larda biçimlenmiştir. Bundan dolayı toprak çeşitli katmanlarla zenginleşmiştir. Oturmuş, sıkışmış, durağan katmanlar nedeniyle 4. Derece Deprem Bölgesi kabul edilir. Bulgaristan, Romanya ve Rusya’nın güneyinde meydana gelen depremlerden etkilenir.

 

 

 

 

 

BİTKİ ÖRTÜSÜ VE ORMANLAR

Kırklareli Bölgesinde bitki örtüsünü 5 grupta toplamak mümkündür.

  1. Nemli Ormanlar
  2. Kuru Ormanlar
  3. Stepler (otu bol bozkırlar)
  4. Maki (çalı ve ağaçlarla kaplı alanlar)
  5. Kıyı Bitkileri

          Ergene Havzası’nda ve Kırklareli’nin Yıldız Dağları’nın güney yamaçlarında Kuru Orman Grubu’na ait bitkilere bol miktarda rastlanmaktadır. Kırklareli Bölgesi bitki örtüsü ve çeşidi yönünden zengindir. Bu doğal bitkiler arasında meşe, gürgen, kızılçam, karaçam, dişbudak ve seyrek olarak da karaağaç, kızılcık, karaçalı, yabani armut, akçaağaç, maki cinsinden katran ardıcı bulunmaktadır. Karaçam ve kızılçam gibi odunsu bitkiler Kırklareli bitki örtüsü ağaçlandırma sırasında dahil edilmişlerdir.

         Ergene Havzası’nın plato denilen yüksek yerlerinde orman kalıntılarına (çalılıklara) rastlanır. Fakat Ergene Ovası’nın büyük bir kesimi steptir. Ova ise odunsu bitki denilen ormanlık alanlardan yoksundur. Oysa geçmiş yüzyıllarda buralarda zengin ormanlar vardı. Özellikle TEM (otoyol) ‘in kuzeyi ormanlarıyla ünlüydü.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kültürel Yapı

 

Merkez ve beş ilçemizde 12 halk kütüphanesi bulunmaktadır. İlimiz tarihi yapılar bakımından zengin bir kültür mirasına sahip illerden biridir. Bu eserler arasında camii, hamam, çeşme, şehitlik, külliye, köprü ve türbeler yer almaktadır. Keza ülkemizde en çok tümülüs grubu ilimiz sınırları içinde, özellikle Vize ilçesinde bulunmaktadır. Ayrıca, bir çok dolmen de ilimizde yer almaktadır. Kale ve kule kalıntıları da ilimizin kültür zenginliğini arttırmaktadır.
          Höyük ve tümülüs kazılarına devam edilmektedir. Bu kazılar Kırklareli’nin yakın zamana kadar hiç bilinmeyen erken dönemlerine ait yeni bilgileri ortaya çıkarmaktadır. Vize Çömlektepe’de yapılan kazıda tüm Trakya’da şimdiye kadar bilinen tek antik tiyatro açığa çıkarılmıştır.
          İstanbul’un Türkler tarafından fethi sırasında kullanılan top güllelerinin bir bölümü Demirköy ilçesinde bulunan Dökümhane’de imal edilmiştir. Burada yapılan kazılar büyük bir uygarlığı ortaya çıkaracaktır.

Gelenekler ve Görenekler

Gelenekler, Görenekler, İnançlar

 

Gelenek, geçmiş kuşaklardan günümüze kadar gelmiş, yaşatıldığı toplum bireyleri arasında kuvvetli bir bağ oluşturmuş veya o toplulukta eskiden kalmış olmaları sebebiyle saygı duyulup kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel bir harekettir.

Görenek, henüz gelenekselleşmemiş, bireylerin birbirlerinden görerek yaptıkları davranışlardır.

İnanç, doğru olduğuna inanılan,dini muhtevalı düşünce ve davranışlardır.

 

Doğum Geleneği

 

Gözünü dünyaya yeni açan bir çocuk, vücudunda pişik oluşmaması ve kokmaması için önce tuzlu suyla yıkanır. Yıkanma işlemi tamamlanınca tekrar tuzlanır.

Üç günlük olan çocuk bu zaman zarfında sararırsa, sarı renginin düzelmesi için üç gün süreyle kaldırma denilen yıkama esnasında, yıkandığı suya darı tanesi atılır.

Doğumdan sonra lohusanın yanında kırk gün süreyle bir kişi durur. Lohusanın yanında duran kişi her ihtimale karşı dışarı çıkarsa diye,odada bir Kur’an-ı Kerim, bir süpürge veya bir demir parçası bulundurulur. Bununla çocuğa cinlerin çarpmasının önlenmiş olacağına inanılır. Çocuk kırk günlük olduğunda, tekrar yıkanır ve kırk kaşıklık son durulama suyu ile durulanır. Bu yıkanmaya “kırk çıkarma” veya “kırklanma” denir. Kırkı çıkan çocuk, yakın bir komşuya “Kırk uçurmaya” götürülür. Çocuk, kırkı çıkana kadar olumsuz bir durumla karşılaşmamışsa bundan sonra da karşılaşmayacağına inanılır. Aynı günlerde yakın komşularında veya akraba arasında bir başka çocuk daha dünyaya gelmiş ise kırkları çıkıncaya kadar, her iki çocuk görüştürülmez. Çocukları kırkı çıkana kadar görüşürler ise birinin büyüyüp diğerinin büyümeyeceğine inanılmaktadır.

Anne sütünün kaçacağına inanıldığından, lohusanın yanında bir başkası süt emzirmez. Tırnak kesimi, çocuğun kırkı çıktıktan sonra yapılır. Kesilen tırnak, babasının cebine konur ve karşılığında para alınr. Babadan alınan bu parayla çocuğa bir şeyler alınır.

Çocuk 6 aylık olunca(kız ise) eline kına yakılır. İlk defa ayakta durmaya başlayıp, ilk adımını attığı zaman “tay çöreği” veya “adım çöreği” ismi altında bir kutlama yapılır. Bu kutlamada, içinde birkaç tanesinde demir para bulunan bir tepsi lokma veya kurabiye pişirilir. Çocuğun ayaklarına kurdele bağlanıp, boş bir yere çıkarılarak, mahallenin ufak çocukları toplanır ve belirli bir mesafeden çocuğa doğru koşturulur. Yarışı kazanan çocuğa para veya hediye verilir. İlk kez ayakta duran çocuğun ayaklarındaki kurdele kestirilir. Bundan sonra yapılan lokma veya kurabiyeler, orada toplananlara dağıtılır. İçinde para bulunan lokma veya kurabiye kime düştüyse o kişi, çocuğa uygun bir hediye alır.

 

 

 

Sünnet Geleneği

 

Sünnet yaşı 5 ila 12 yaş arasında olduğundan, çocuğun okulu olmadığı yaz aylarında sünnet düğünü yapılır. Sünnet elbisesi en az bir hafta öncesinden alınır, çocuğun yatağı renkli tülbent ve kağıtlarla, ışıklarla süslenir.

Sünnet düğünü cuma-cumartesi veya cumartesi-pazar olmak üzere iki gün yapılır. Bir gece önce kına gecesi yapılır. Bu gecede akrabaları, yakınları ve komşuları toplanarak çocuğu oynatır, silah tutan parmaklarına kına yakarlar. Kına yakan kişinin koluna tülbent bağlanır. Kınayı yakacak olanın anne ve babasının sağ olmasına özellikle dikkat edlir. Bununla çocuğun uzun ömürlü olması temenni edilir.

Ertesi gün, öğle saatlerinde bir araba konvoyu oluşturularak, sünnet çocuğu gezdirilir. Konvoyda tüm arabalara birer havlu bağlanır ve son olarak çocuk sünnet edilir. Sünnet edilme esnasında bir horoz kesilir. Çocuk yatağına yatırılınca mevlit okutulur, mevlidin sonunda orada bulunanlara pilav, ayran ve tatlı dağıtılır. Yakınları ve komşuları tarafından sünnet çocuğuna geçmiş olsun diyerek hediye verilir. Akşama kadar eğlenceler, oyunlar yapılarak, sünnet düğünü tamamlanır.

 

Askere Uğurlama Geleneği

 

Askere gidecek gençler, önce akraba ziyaretlerine başlarlar. Akrabaları, kendilerini ziyarete gelen gençlere çeşitli yemekler yapıp ağırlarlar.Bu ziyaretler 15-20 gün boyunca devam eder(Limanköy). Bu süre içerisinde, gençlerin boynuna kırmızı oyalı tülbent bağlanır.Toplu halde birisinin elinde bayrak, ev ev dolaşırlar ve hangi haneye gidilirse o hane tarafından yardım olsun diye gençlere para verilir. Askere gitmeye bir gün kala, topluca asker düğünü yapılır ve masrafları asker aileleri ortak karşılar(Çiğdemli, Katranca Köyü). Askerin tabanca tutacağı parmağına kına yakılır ve o gece davul-zurna eşliğinde tüm köy gençleri, kızlı erkekli oynarlar. Ertesi gün askere gidecek gençler evden çıkarken annesinin ve babasının, kardeşlerinin ellerini öper,” Allahaısmarladık” derler. Bu esnada bazı köylerde (Lüleburgaz Ertuğrul ky.) gencin başının üzerinde tuz ve un çevrilir. Evden çıkarken askerlik günlerinin su gibi geçmesi dileğiyle, asker adayının arkasından su dökülür(Beğendik köyü).

Askere gidecek genç, ailesi tarafından hazırlanan asker torbasını eline aldıktan sonra, nişanlı ise vedalaşmak üzere nişanlısının evine; nişanlı değilse köy meydanına giderek, burada toplananlar ile vedalaşır. Genellikle asker babalarınca ortaklaşa kurban kesilip, dua edilerek askerler uğurlanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Düğün Gelenekleri

 

Düğünler, süre ve uygulamalar bakımından, şehir ve köylere göre bazı farklılıklar göstermektedir.Bunun nedeni,çeşitli sebeplerle Balkanlardan gelen göçmen gruplar arasındaki kültürel farklılıklardır. Zaman içerisinde göçlerle gelerek Kırklareli’nin değişik bölgelerine yerleşen insanlar, beraberinde adetlerini de getirmiş ve yaşatmışlardır.Daha sonra gelenler, kendilerinden önce gelen insanların kültürleriyle karşılaşmış ve ortak bir kültür oluşturmuşlardır. Ancak bu ortak kültür, Kırklareli’nin değişik bölgelerinde farklı uygulamalar şeklinde görülür. Bu nedenle ildeki düğün adetleri yer yer farklılık göstermektedir.

 

Düğün Töreni

Düğün telaşı en az bir hafta öncesinden başlar ve genellikle cumartesi-pazar günü olan düğünlerde, perşembe günü kızın çeyizi alınır. Bu arada yengeler sandığın üzerine oturur ve “Sandık kalkmıyor.” diyerek, oğlan tarafından hediye ister. Alınan çeyiz, oğlan evine götürülür ve cuma gününün akşamı kına gecesi yapılır. Oğlan tarafı eğer aynı köyden ise kız evine o gece kına getirir. Yengelerinden biri, gelinin eline kına koyar ve giderler. Daha sonra bu kına gelinin el ve ayaklarına (annesi-babası sağ olan) bir yengesi tarafından yakılır. Gelinin yüzüne renkli bir krep örtülür. Bir darbuka eşliğinde türkü söylenir. Bu türküler gelinin evden ayrılışının, gurbete veya başka bir köye gidişinin öyküsüdür. Gelin de bu türkülerle içlenir ve ağlar.

Sabah gelinin kınaları, öksüz bir çocuk tarafından açılır. Ellerine ve ayaklarına kına yakarken konulan paraları bu çocuk alır. Cumartesi günü öğlene doğru oğlan evine davullar, kız evine de çalgılar gelir. Akşam üstü herkes işini bitirene kadar gençler oynar. Akşam üzeri kızın ahretliğinin (sağdıç) hazırlamış olduğu “ahret çiçeği” alınmaya gidilir. Çiçekçiden alınan naylon çiçek dalının üzeri, kızların yaptığı süslerle bezenir. Çiçeğin üzerine mısır patlatılıp dizilir. Kuru üzümler bir ipe dizilerek asılır. Bununla beraber bebek, sakız, sigara, kibrit, emzik, bebek oyuncağı, çikolata, şeker, balon gibi şeyler de asılır. Ayrıca küçük ampuller veya mumlar da yerleştirilerek gece yakılır. Çiçeğin saksısına bir kutu şeker yerleştirilir; çiçekle birlikte ahret kız baklava ve bir de hediye bohça hazırlar. Bütün hazırlıklar gerdek gecesi gelinle damadın zevkle yemesi için yapılır. Bu çiçek daha sonra gelin evinin bir köşesini süslemektedir.

Çiçeğe karşılık, gelin kız da ahretliğe hediye bir elbise alır. Çiçeği almaya giderken, yine oyunlar oynanır ve çiçek alınarak, gelin kızın bulunduğu eve getirilir. Bu çiçek, yörede bolluk ve bereketin simgesi olarak nitelendirilmektedir.

Aynı gün ve aynı zamanda, oğlan tarafı da oğlanın ahretliğine (sağdıcına) gider. Davul-zurna ile ahretlik evine gelindiğinde, ahretlik gelenleri karşılar. Yaşlılar oturur, gençler de oynar. Daha sonra ahretliğin hazırlamış olduğu baklava tepsisi ve kurbanlık bir koç, eller üstünde damat evine götürülür. Ayrıca ahretlik damat için bir başka hediye de almıştır.

Cumartesi gününü pazar gününe bağlayan gecede esas düğün olur. Oyunlar karşılama, halay ve mendil havası şeklindedir. Aynı gece oğlan tarafı, kız evine davullar eşliğinde, takacakları takılarla birlikte gider. “Okuyucu” denen bir kadın teker teker gelinin başı üzerinde döndürek, takıların kimden olduğunu yüksek sesle söyler.

Bu arada gelin kız, gelinliğe adım attığından, yalnız gezdirilmez. Cinler ve perilerden korkulduğundan, yanında mutlaka biri bulundurulur.

Pazar sabahı gelin kız, yine erkenden gelinlik giyer ve oğlan tarafından takıları almaya gelenleri karşılar. Kız ve oğlan tarafı birlikte oyunlar oynarlar. Kızın ve oğlanın yengeleri, birlikte takıları alarak oğlan evine götürürler. Gelinin ahretliği de ahret çiçeğini alıp damada götürür. Oğlan evinde de oyunlar oynanır ve kız tarafı geri döner. Gelin, kendisini sevdiğine götürecek halayın gelmesini bekler. Sabahtan, ahretlik evinden davul ve zurna ile uykudan uyandırılan damat eve getirilir ve tıraş için hazırlık yapılır. Davullar, köyün kahvehanelerini dolaşarak köy halkını tıraşa davet eder.Tıraştan sonra “gelin alma halayı”  yola çıkar ve gelin evine gider.

Arkadaşları ile oynayan gelin, kendisini almaya gelen halaya bir kez baktırılır ve bir daha yengelerin kendisini almaya gelmelerini bekler. Kaynana gelini beklerken evden getirdiği ekmeği, bolluk ve bereket niyetiyle dağıtır. Ama gelin naz yapar, gelmez. Önce gelin evinden kaynanaya bir ayna götürülerek baktırılır. Kaynana aynanın üzerine para koyar. “Gelini isteriz.” diye tezahürat yapılır, fakat gelin yine çıkarılmaz. Bu kez, gelinin ayakkabısı götürülür. Para alınır. Bu ayakkabı gelinin çıkacağına işarettir. El çırparak yine gelini isterler. Daha sonra iki yenge ve darbuka çalıp mani söyleyen kız arkadaşları ile birlikte gelin getirilir. Fakat kaynana oynamadan, gelin ortaya girmez. Kızlar;

 

Yarin adı Ramadan

Atladı arabadan

Biz gelini vermeyiz

Kaynana oynamadan

 

manisini arka arkaya söylerler. Yengelerin ve mani söyleyen kızların koluna birer başörtü bağlanır. Kızlara birer kutu şeker ve yengelere de para verilir. Yenge kadınlar, gelini kaynananın elini öpmeye götürürler. Gelin, kaynananın üç kez elini, üç kez de ayağının altını öper. Kaynana da gelinin sırtını üç kez sıvazlar. Gelin, halayla gelen yakın akrabaların ve komşuların ellerini öptükten sonra, varsa erkek kardeşleri, yok ise amca ve dayıları tarafından arabaya bindirilir. Gelin arabasının arkasından, gelinin gideceği eve kendisi ile birlikte bereket götürmesi dileğiyle içerisine buğday ve darı atılmış su dökülür.

Gelin arabası damat evine gelmeden önce, kız evinden “Müjde Yastığı”nı alan biri, yastığı damada götürerek para alır. Damat evine gelen gelini, damat etrafa şeker ve paralar atarak karşılar. Sonra gelinin duvağını kaldırır ve kendi hediyesini takar. Ahretlik kapının önünde bir tüfekle bekler. İçeriden çıkan damat üç kez tüfeği ateşledikten sonra, ucunda para bağlı mendili düğün halkına doğru atar. Mendili kim alırsa, evlenme sırasının onda olduğu söylenir. Bu arada gelin dışarı çıkarılır, kucağına kız ve oğlan çocuğu oturtulur. Damat son kez babası, kardeşleri, yakın akrabaları ve arkadaşları ile oynar. Akşam üzeri arkadaşları tarafından köy içine gezmeye çıkartılır. Gerdek gecesi imam nikahı kıyılır. Genç kızlıktan kadınlığa geçen gelin, pazartesi sabahı damadın yakın akrabalarını gezer ve büyüklerin ellerini öperek onlara havlu verir. Onlar da hediye ya da para verirler. Daha sonra gelin, bir kaba su doldurur ve bu su, görümceler tarafından üç defa dökülerek, geldiği evde işlerinin su gibi akıp gitmesi temenni edilir. Öğleden sonra gelin yine gelinliğini giyer ve son defa eğlenilir. “Duvak” veya “Cuma” denilen bu eğlence, kaynananın günüdür. Sadece kadınlar kendileri çalıp, oynarlar. Eğlencenin ortasında, kaynana, orta yerde bir çömlek kırar ve bu hareketiyle “Düşmanlarım çatlasın, gelinimin çömleğin parçaları kadar çocuğu olsun.” demek ister.

Bir hafta sonra gelin, damat ve ailesi, gelinin ailesine yemeğe giderler. Buna geziden gelen “geze” veya “kız ardı” denir. Bu gezmede yemekler yenir, sohbet edilir, aynı zamanda damatlık yapmanın da gelinlik yapmak kadar zor olduğunun bilinmesi için damada bir tabak içerisinde darı getirilerek sayması istenir. Önüne pösteki getirilerek tüylerinin sayılması ve kedi getirilerek nallanması istenir. En zor olanı da damadı ayaklarından zincirle tavana asmaya kalkmalarıdır. Bunların üstesinden gelemeyeceğini bilen damat, para vererek gençlerden kurtulmaya çalışır. İki üç gün sonra da gelinin ailesi oğlan evine yemeğe gider. Bu ziyaretlerde iki ailenin daha iyi anlaşması, kaynaşması amaçlanır.

Yörede kız kaçırma olayları çok sık görülür. Ailesi tarafından verilmeyen kızlar kendileri kaçar. Oğlanın çok sevip de alamadığı kızı da oğlan kaçırır. Sonunda aileler arasında anlaşma sağlanır ve düğün yapılır. Bu olaylar yörede normal karşılanmakta ve hiç yadırganmamaktadır.

 

Bayram Geleneği

 

Kırklareli’de Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Mart Dokuzu ve Hıdrellez gelenekleri halk tarafından kutlanan bayramlardır. Ramazan ve Kurban Bayramları yaklaşırken evlerde temizlik yapılır, baklavalar hazırlanır. Yeni giysiler için alışveriş yapılır. Ramazan Bayramının arefesinde kuşların bile oruç tuttuğuna inanılır, herkesin oruç tutması istenir. Arefe günü doğan çocuklara Arife, Arif, Ramazan Bayramında doğan çocuklara da Ramazan, Ramize, Bayram gibi isimler konur.

Arefe akşamı herkes banyo yapar, temizlenir ve erkenden yatar. Bayram sabahı erken kalkılır, erkekler bayram namazına gider. Erkekler bayram namazından dönene kadar evdeki kadın ve çocuklar yemek yemez, su içmez. Bayram namazı sonrasında küçükler büyüklerin ellerinden, büyükler de küçüklerin gözlerinden öper, hediyeleşme olur. Topluca yapılan kahvaltı sonrasında mezarlıklara ziyarete gidilir. Kurban bayramında,aile varlıklı ise kurban kesilir. Yaşı küçük olanlar, büyüklere ziyarete gider, el öpüp bayramlaşırlar. Bayramlarda dargınlar barıştırılır.

 

 

 

 

 

 

 

Mart Dokuzu (Nevruz) Kutlamaları

 

Nevruz, Kırklareli’de Mart Dokuzu ismiyle bilinmekte ve 22 Mart tarihinde kutlanmaktadır. Mart Dokuzu’yla birlikte havaların iyileşeceğine inanılmaktadır. 22 Mart tarihinde, ikindi ile akşam saatleri arasında kutlamaların yapılacağı il merkezindeki Çamlık bölgesinde kurabiye, poğaça ve diğer yiyeceklerini alan halk toplanır. Kutlama yerinde çocuklar uçurtma uçurur, genç kızlar ip atlar, salıncaklarda sallanılır, istop, körebe, ip çekme, yakar topu  gibi oyunlar oynanır. Akşam ezanı sıralarında, herkes evine gitmek üzere kutlama alanından ayrılır.

 

Hıdrellez Kutlamaları

 

Kırklareli’de Hıdrellez kışın sonu, yazın başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Özellikle köylerde, halk takvimine göre yıl iki bölüm olarak kabul edilmektedir. Bunların biri yaz, diğeri de kıştır. 6 Mayıs ile 7 Kasım arasındaki 186 gün yaz, 8 Kasım ile 5 Mayıs arasındaki 179 gün de kış günleridir. 8 Kasım’da başlayıp 5 Mayıs’ta sona eren kış günlerine ise Kasım günleri denmektedir. Hızır ve İlyas peygamberlerin buluştuğu gün olarak kabul edilen Hıdrellez, halk arasında değişik şekillerde söylenmektedir; Hıdrellez, Hederlez, Ederlez, Hiderlez, İderlez, İlkyaz gibi.

30-35 yıl öncesine kadar Kırklareli halkı, 5 Mayıs günü kırlardan 41 çeşit ot toplamakta, bunları içi su dolu bir küp veya kazana koymaktaydılar. Sabah kalkınca bu suyla tüm aile bireyleri yıkanmaktaydı. Bununla ailenin temiz olacağına, cildin güzelleşeceğine ve hastalıklardan arınıp, zindelik kazanılacağına inanılırdı. Bu gelenek kısmen de olsa halen devam etmektedir. 6 Mayıs gecesi, ateş yakılıp üzerinden atlanır. Bununla, yıl içinde kazanılmış olumsuz ve kötü olan her şeyin yok olacağına inanılır. Bu ateşte hasırlar yakılmakta, böylece bit, pire ve günahlardan da arınıldığına inanılmaktadır. Eski yıllarda, Hıdrelleze bir hafta kala hazırlıklar başlamaktaydı. Evlerde temizlik yapılır ve Hıdrellez pikniği için yiyecekler önceden hazırlanırdı. Ekonomik durumu iyi olanlar, 6 Mayıs günü çevirme yapıp yemek için oğlak ve kuzu almaya gayret gösterirler.

Kırklareli’de çok uzun yıllar önce Hıdrellez’in kutlandığı yerlere “Hıdırlık“ denilmekteydi. Kent merkezine 36 km. mesafedeki Azizbaba Köyü’nün yanında bulunan ve “Hıdırlık” denilen bölgede, 6 Mayıs günü Hıdrellez eğlenceleri yapılmaktaydı. Daha sonra Kırklareli merkezine 5 km. mesafedeki Şeytandere ve Asilbeyli Deresi kenarlarında kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. Eğlenceler 1990 yılından beri, mayıs ayının güneşli bir hafta sonunda (genellikle ikinci haftadan itibaren) Kırklareli Belediyesi’nin organize ettiği “Karagöz Kültür, Sanat ve Kakava Şenlikleri” ismiyle, Şeytandere’de kutlanmaktadır. Hıdrellez kutlamalarının yapılacağı günden bir gün önce, yer kalmayacak endişesiyle, Şeytandere’ye çadırlar kurulur, yerler ayrılır. Şenlik kutlamalarında, Şeytandere’nin her iki yakasında yer bulmakta zorluk çekilmektedir. Kilometrelerce uzunluktaki bu alanda çadırlarını kuranlar, yaktıkları ateşte ızgara yaparlar, çaylarını demler, yiyip içip eğlenirler. Köprüye yakın bir yere kurulan sahnede konserler verilir, davul ve zurnalar eşliğinde çeşitli oyunlar tertip edilir.

Kırklareli Merkez İlçe’de yapılan bu Hıdrellez eğlence ve kutlamalarının dışında ilin değişik yerlerinde de Hıdrellez kutlamaları yapılmaktadır. Merkez İlçe Erikler Köyü’nde Hıdrellez sabahı güneş doğmadan kalkıp, dereden alınan su içine, akşamdan toplanan “Silkinti Otu” atılarak, banyo yapılır. 7 ve 8 Mayıs günlerinde de Hıdrellez pikniği yapılır. Kuzu ve oğlaklar çevrilir, sucuk kızartılır, köfte yapılır. Bu eğlencelere komşu köylerden de katılanlar olur.

Babaeski İlçesi Karahalil Beldesi ile Büyük Mandıra Beldesi’nde Hıdrellezde yağlı pehlivan güreşleri yapılır

Bulgaristan’a 2 km. mesafedeki Demirköy ilçesine bağlı Beğendik Köyü’nde; köyün kuzey batısında Maşatlık denen yere 27 Mart (Kırklar) ve Mayıs’ın 6’sında Hıdrellez için çıkılır;ip atlanır, salıncakta sallanılarak baharın gelişi kutlanır.

Babaeski İlçesi’ne 20 km. mesafedeki Yeniköy’de Hıdrellez’e 40 gün kala “Kırklar” adıyla kutlama yapılır. Salıncaklarda sallanılır, yumurtalar boyanır. “Kırklar, manda gölde mırklar.” sözleriyle hayvanların ilk kez çimene çıkması gerektiği vurgulanır. Hıdrellezde akşamdan ateş yakılıp üzerinden atlanılır. Hıdrellez sabahı erkenden kalkılıp evlere söğüt dalı asılır. Söğüt dalının evlere asılmasının veya vücudun herhangi bir yerine bağlanmasının, sağlık getireceğine inanılmaktadır.

Kırklareli kent merkezine 35 km. mesafede, Bulgaristan sınırında bulunan Geçitağzı Köyü’nde de 41 çeşit ot toplanıp, bu otlar sabah erkenden dereden alınan suyun içine atılmakta ve bununla yıkanılmaktadır. Bununla hastalıklardan kurtulup, sağlıklı ve zinde olunacağına inanılmaktadır.

Hıdrellez kutlamalarına dair gelenekler, bugün bazı köylerde ya çok zayıflamış, ya da tamamen unutulmuştur.İlde bugün için Hıdrellez kutlamalarını halen devam ettiren köyler; Hamdibey,

Sivriler, Balaban, Düğüncülü, Taşağıl, Ertuğrul, Kuleli, Sinanlı, Nadırlı, Karahalil, Erikler Yurdu ve Karakoç köyleridir.

 

Kırklareli’de Hıdrellez ile ilgili bazı inanışlar da şunlardır:

— Hıdrellez, evlerde temizlik yapılarak karşılanmalıdır.

— İneklerin sütü kesilmesin diye Hıdrelleze 7 gün kala kimseye peynir ve yoğurt mayası verilmez.

— Evin bereketi gitmesin düşüncesiyle kimseye ekmek mayası verilmez.

— Hıdrellezden 1 gün önce (5 Mayıs) kırlardan 41 çeşit ot, küçük taş ve kekik otu toplanır. Bunlar su dolu bir kap içine atılır ve Hıdrellez sabahı bu suyla el, yüz yıkanır (Bunu yapmakla cildin güzelleşeceğine ve hastalıklardan arınıp, zindelik kazanılacağına inanılır).

— 5 Mayıs’ta 41 çeşit ot toplanıp eve gelince, evde bulunan eski hasır ve eşyalardan bir kısmının yakılmasıyla bit, pire ve günahlardan arınılacağına; yakılan bu ateşin üzerinden atlamakla da yıl içinde kazanılmış olumsuz ve kötü alışkanlıkların yok olacağına inanılmaktadır.

— Hıdrellez gecesi (5 Mayıs’ta) evin ana giriş kapısına ağaçlardan koparılan yeşil yapraklı dal konur. Özellikle kapıya asılan söğüt dalının sağlık getireceğine inanılmaktadır.

— Hıdrellez akşamı toplanan genç kızlar, bir çömleğin içine kendilerine ait bir eşyayı (boncuk, yüzük) atarlar. Hıdrellez sabahı tekrar toplanan genç kızlar, küçük bir çocuğun gözlerini bağlayarak çömlekten boncuk ve yüzükleri tek tek çektirirler. Bu sırada mani bilen kızlar da tek tek mani söylerler. Kimin eşyası hangi manide çömlekten çekilmiş ise; o genç kız, o maniyi kendine göre yorumlar.

— Hıdrellez gecesi ısırgan otu koparılıp evin önüne konur. Isırgan otu sabaha kadar yendiyse, o kişinin seneye Hıdrelleze kadar öleceğine, yenmediyse yaşayacağına inanılır.

 Hıdrellez akşamı (5 Mayıs) kadın ve kızlar ellerine kına yakarlar.

— Hıdrellez akşamı bahçede kenar ve köşelere bakılır. Şayet bakılan yerlerde toprak parıldarsa orada hazine olacağına inanılır.

— Hıdrellez akşamı ikindiden sonra bahçede bulunan gül ağacının altına insanlar isteklerinin resmini çizerler.Ev isteyen ev şekli, araba isteyen araba şekli, hayvan isteyen hayvan şekli, evlilik isteyen sevdiğini canlandıran bir resim çizer ve dilekte bulunurlar. Bunu yapmakla o yıl içerisinde isteklerinin gerçekleşeceğine inanırlar.

— Hıdrellez sabahı uykudan erkenden kalkılır.

— Hıdrellez sabahı anne ve babalar çocuklarını uykudan erken kaldırmak için “kalkın” demezler “uçun, uçun” derler.

— Hıdrellez sabahı insanlar uykudan yeşil dallarla uyandırılır.

— Hıdrellez sabahı erkenden kalkılıp dereden üç kez geçilir. Çim üzerindeki çiğlere el sürülüp yüzler ıslatılır.

— Boyu çok uzun olanların başına hıdrellez sabahı çubukla vurulur (Boyun daha fazla uzamaması için).

— Meyve yapmayan ağaçlar Hıdrellez sabahı baltayla korkutulur (Ağaçların korkup meyve vereceğine inanılır).

— Hıdrellez sabahı, hayvanlar yeşil dallarla dereye sulamaya götürülür.

— Hıdrellez günü, uyku uyunmaz. Uyku uyunursa bütün yıl uyunamayacağına ve işinin iyi gitmeyeceğine inanılır.

— Hıdrellez günü badana, temizlik yapılmaz. Kıra çalışmaya gidilmez.

— Hıdrellez günü un elenmez, çamaşır yıkanmaz.

— Hıdrellez günü dikiş dikilmez.

— Hıdrellez günü kavga edilmez. Kavga edilirse bir yıl boyunca kavgalı olacağına inanılır.

— Hıdrellez günü hamile kadınların salıncakta sallanmasına izin verilmez.

— Hıdrellez günü makas iple bağlanır, açılmaz. Makas kimseye verilmez, elle tutulmaz.

— Hayvanların sütünün çok olması için Hıdrellez günü süt pişirilmez, gece pişirilir. Sütü olmayan komşulara süt verilir, yayıkta ayran yapılıp komşulara dağıtılır.

— Hıdrellez günü ekmek yapılmaz.

— Bazı köylerde Hıdrellez sabahı silah atılır.

— Hıdrellez günü beyaz kelebek görülürse o yıl şans ve kısmetin açık olacağına inanılır.

Hıdrellez hakkında söylenen birkaç atasözü de şunlardır:

Hıdrellezde yağan yağmurun bereketli olduğunu belirtmek için; “Hıdrellez yağmurunun damlaları altın olur.” denmektedir.

Toprakla ilgili işlerin Hıdrelleze kadar yapılması gerektiği konusunda; “Hıdrelleze kadar bir tutam, Hıdrellezden sonra tutam tutam.” denmektedir.

Hıdrellezden sonra yaz olacağı konusunda “Az bilirim uz bilirim, Hıdrellezden sonra yaz bilirim.” denmektedir.

Kalbi temiz olan insanların zorda kaldıklarında beklemedikleri yerlerden yardım görebileceklerini belirtmek için de “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.” atasözü kullanılmaktadır.

 

Ölüm Adetleri

 

Bir kişi öldüğünde, evdeki insanlar tarafından yakında ve uzakta bulunan akraba ve yakınlarına haber verilir. Ölüm olayı, köy veya kasaba içine camiden sela okunarak haber verilir. Ölen kişinin defnine çok uzaktan gelecek olan yakınları varsa, ölenin defnedilmesi bir güne kadar bekletilebilir.

Ölen kişinin ölüm anı anlaşılınca, başında ezan okunur. Ölünce çenesi bağlanır, göz kapakları kapatılır.Mezar kazıcıları tarafından, mezar kazılır. Bu arada evde ölen kişi yıkanmış, son kez yakınlarına gösterilmiş ve gömülecek duruma getirilmiştir. Ölenin defnedilmesi için gelen akrabaları, eş, dost ve yakınları tarafından cami hocasının önderliğinde bazı köy ve kasabalarda ölenin evinde, bazı köy ve kasabalarda ise camide cenaze namazı kılınır. Buradan da mezarlığa götürülür. (Kadınlar camiye veya mezarlığa gitmez, evde kalır.) Tabuttaki cenazenin mezarlığa götürülmesi esnasında herkes cenazeyi taşımak için birbiriyle yarışır. Daha önce hazırlanmış olan mezara gelindiğinde birinci derecedeki yakınları tarafından mezarın içine indirilen beyaz bezle kefenlenmiş ölü, yüzü kıbleye gelecek şekilde yan yatırılır.Orada bulunanlar tarafından mezar çok hızlı bir şekilde kapatılır. Mezarın üstüne baş kısmından ayak kısmına doğru ibrikle su dökülür ve ibrik mezarın yanında bırakılır. Su; temizliği, saflığı, arınmayı ifade eder. Ayrıca mezara su dökülmesi kabir ateşini söndüreceği inancıyla da ilgilidir. Hoca tarafından okunan duanın bitmesiyle gelenler mezarlıktan ayrılır. Mezarlıktan ayrılırken ölünün yakınlarına tekrar başsağlığı dileğinde bulunulur.

Ölü camiye veya mezarlığa götürülmek üzere cemaat tarafından evden alınınca geride kalan kadınlar da Kur’an okuyup dua ederler. Bu arada helva pişirilip dağıtılır.

Kiremit üzerine yakılan anberden buhur, tütsü yapılarak ölü evinin etrafında dolaştırılır. Evin etrafından geçen insanlar bu kokuyu hissedince o evde cenaze olduğunu anlar. Ölüm olayının birinci gününden itibaren yedi gün, ölü evinde Tebareke okunur ve yedi gün boyunca ölünün yıkandığı yerde mum yakılır. Ölümün yedinci günü mevlit okutulur. Kırkıncı günü helva yapılıp yakınlara, konu komşuya dağıtılır. Bunlar, ölenin ruhu için yapılmış kansız kurban ikramlarıdır. Geçmişte bunlar kötü ruhların yapacağı kötülüklerden korunmak, iyi ruhların yardımını kazanmak ve ölenin ruhunun mutluluğu için yapılırken, günümüzde “Allah rızası” içinyapılmaktadır. Ölümün elli ikinci gecesi de mevlit okunur. Yedinci gününde ölenin karnının şiştiğine, kırkıncı günde burnunun düştüğüne ve elli ikinci günde de kemiklerinin eklem yerlerinin birbirinden ayrıldığına inanılmaktadır.

Ölümünden sonraki ilk Ramazan veya Kurban bayramında, ölenin mezar taşları mezarına dikilir.

Ölenin elbiseleri fakir-fukaraya dağıtılır. Sağlığında vasiyeti varsa yerine getirilmesine özen gösterilir. Bayramlarda, ölenin ruhunun, yakınlarını mezarlığa beklediğine inanılır ve her bayram, mezarı ziyaret edilip dua okunur.

 

Mezar Taşları

 

Bilinen ilk insan topluluklarından günümüze değin,her yerleşim merkezinin içinde veya yakınında mezarlık alanlar bulunmaktadır.Yine bilinen tarihin en erken dönemlerinden itibaren,insanlar ölen yakınlarının defnedildiği mezarları birtakım işaretlerle,yazıtlı veya yazıtsız dikilitaşlarla belirlemişlerdir.Nitekim bölgedeki mezar taşlarında, orada yatan kişi genç yaşta ölmüş ise dünyaya doymamışlığı, geride bıraktıklarını çok seviyorsa, onlara özlemi anlatılmaktadır. Bir çoğunda da ölen kişinin mesleği belirtilmektedir.

Kırklarel’de mevcut mezar taşlarından bazı örnekler:

 

            Bir kuş gibi

            Uçtum yuvadan

            Beş yaşında ecel

            Ayırdı anadan, babadan

 

            Ah ederim

            Yaram derin

            Genç yaşta

            Büküldü belim

            Kara toprakmış yerim

            32’de Hak kıldı kerim

 

            Hey! Yolcu hey!

            Dur biraz dur.

            Hayatın sonu bak! Budur.

            Vakti gelince ecelin

            Değişmez hükmü ezelin.

            Hemşehrim Hediyem ile ben

            Yuvam pürsurur şen iken

            İlk önce oğlum, sonra ben,

            Göçtük henüz pek genç iken.

            Süleyman Alalıyım ben

            Dilerim Fatiha senden.

 

   

 

 

 

Batıl İnançlar

 

Bilim ve mantıkla bağdaşmayan, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar gelen batıl inançlara şu örnekler verilebilir:

  1. a) Doğum ile ilgili inanışlar;

— Hamile kadın ekşi yerse erkek, tatlı yerse kız çocuğu doğuracağına inanılır. (Karahalil)

— Hamile kadının başı üzerine haberi olmadan bir miktar tuz bırakılır. Eğer kadın eli ile ağzına dokunursa kız, burnuna dokunursa erkek çocuğu olacağına inanılır. (Karahalil)

— Hamile kadının karnı sivri olursa oğlan, yassı olursa kız doğuracağına inanılır. (Karahalil)

  1. b) Ölüm ile ilgili inanışlar;

— Üç aylarda ölenlere, Ramazan Bayramı sabahı, bayram namazı kılınana kadar soru sorulmazmış.

  • Baykuş (kukumav), kimin evinin üstünde öterse,o evden ölü çıkacağına inanılır. (Çengelli Köyü)
  • Birisi ölünce mezarı üstüne hemen yağmur düşerse ardından birkaç gün devamlı yağmur yağar. (Karahalil)

— Cenaze ile gelin halayı karşılaşırsa, ardından çok ölen olur. (Karahalil)

— Durup dururken sandık çatlarsa kadın, kapı çatlarsa erkek ölür. (Karahalil)

— Süt çocukları ölürse, günahsız olduğuna ve cennete gittiğine, ahirette anasına-babasına su taşıyacağına inanılır.

— Doğumda ve lohusalık durumunda ölenlerin cennete gideceğine inanılır. (Karahalil)

— Küçük çocuklar ölünce az ağlamak gerektiğine, ağlansa bile göz yaşlarının akıtılmadan ağlanmasına, aksi halde ölen küçük çocuğun ahirette gözyaşı ile boğulacağına inanılır. (Karahalil)

  • Birisi ölünce, ölünün yıkanacağı su kendi evinden değil de, uzaktan alınır. Ölünün o evden uzaklaşacağına inanılır.
  1. c) Hayvanlarla ilgili inanışlar;

— Kargalar havada bağırarak uçarlarsa havanın bozacağına inanılır.

— Bir evde çok karınca çıkarsa, o evde bolluk olacağına inanılır.

— Horoz ikindi vakti kapıya doğru öterse, misafir geleceğine inanılır. (Karahalil)

— Karıncalar toprak üstüne fazla sayıda çıkarsa, yağmur yağacağına inanılır. (İnece)

— Köpek uluması iyiye yorumlanmaz.

  1. d) Bitkilerle ilgili inanışlar;

— Meyve ağaçları çiçeklerini döktükten sonra, ikinciye çiçek açarsa kışın çok çetin geçeceğine inanılır.

  1. e) Diğer inançlar;

— Güneş batarken kızarırsa, “Gün ardına baktı, yarın hava iyi olacak.” diye inanılır.

— Bir kişinin avucunun içi kaşınırsa, eline para geçeceğine; ayağının altı kaşınırsa, yolculuğa çıkacağına inanılır.

— Sağ gözün seğirmesi iyiye, sol gözün seğirmesi kötüye yorumlanır.

— Güneş batarken yemek yenmez. İnsanın kısmetinin kapanacağına inanılır.

Halk Edebiyatı

Halk Edebiyatı

 

Atasözleri

 

Atasözleri, yüzyıllar boyunca insanlar tarafından tecrübe edilmiş, doğruluğu deneylerle kanıtlanmış ve günümüze ulaşmış, geçmiş tecrübelerini nasihat şeklinde anlatan, milletin ortak malı olmuş sözlerdir. Kırklareli’de söylenen atasözlerinin bir kısmı muhakkak ki ülkemiz genelinde bilinmektedir. Bölgesel olarak söylenen atasözlerinden bir kısmına şöyle örnek verilebilir:

Bağda izin olsun, yemeğe yüzün olsun.

Eşeğin canı yanarsa, yarış atını geçer.

Harman döven öküzün ağzı bağlanmaz.

Keçinin yemediği ot, karnını ağrıtır.

Mart ayı dert ayı, bir sepet saman ver Ali dayı.

Tutulan kısrak, harmanı döver.

Ver yiyeyim, ört yatayım.

 

Bilmeceler

 

Uzun kış gecelerinde, aile toplantılarında söylenip ortamı neşelendiren, insanı düşünmeye sevk eden halk edebiyatı ürünlerinden biri de bilmecelerdir. Kırklareli’de halk arasında söylenen bilmecelerden bazıları şunlardır:

Ağaç üstünde kara şopar.                                (Zeytin)

Çarşıda satılmaz, elle tutulmaz

Ondan daha tatlı bir şey bulunmaz.              (Uyku)

 

Dağdan gelir sekerek

Kara üzüm dökerek.                                           (Keçi)

 

Hey gidinin poturu

Ev üstünde oturu                                                (Baca)

 

Karşıdan baktım pek çok

Yanına vardım hiç yok.                                      (Sis)

 

Deyimler

 

Deyimler, kendi anlamından biraz daha farklı anlam taşıyan, kalıplaşmış kelime veya kelime gruplarıdır. Kırklareli’de derlenmiş deyimlerden bazıları şunlardır:

El etek çekmek

Fıkır fıkır kaynamak

Nal çakmak

Var delisi olmak

Yaş yere basmamak.

 

 

 

 

 

 

 

Maniler

 

Maniler; yazarı bilinmeyen, anlatılmak istenen tema genellikle son iki dizesinde yer alan, konuları aşk, özlem ve ayrılık olan, kafiye düzeni, (a,a,b,a) şeklindeki anonim folklor ürünleridir. Halk arasında yaygın olarak söylenen manilerden birkaç örnek:

 

 

 

 

Ayva gömdüm samana

Dumana bak dumana

Şoför yarim var iken

Gider miyim çobana?

 

Bahçelerde sardunya

Sardunyayı kırdın ya

İstemiyom dermişsin

Yine bana kaldın ya.

 

Elimde zilli dare

Taştan olur minare

Çok isteştik sevdiğim

Vermiyorlar ne çare

 

Karahalil üç bölüm

Yavaş geliyor gülüm

Bana yardan ayrılmak

Ölüm geliyor ölüm.

 

Saçını tarıyorsun

Sen güzel arıyorsun

Güzeli arar iken

Benden de kalıyorsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ninniler

 

Ninniler, annelerin çocuklarını uyutmak için söyledikleri türkülerdir. Ninni, çocuğun altı temizlenip karnı doyurulduktan sonra yüksek sesle başlanıp, çocuğun uyumasına doğru alçalan bir sesle söylenir. Kırklareli ve çevresinde söylenen ninnilere bir örnek:

Dandini dandini danalı kuzu

Elleri ayakları kınalı kuzu

            Asmaya kurdum salıncak

            Eline de verdim oyuncak

            Yine de uyumadı gitti

            Şu küçücük yumurcak

Eee eee ee şimdi

Bir eşek buldum ben şimdi

Sahibi geldi ee şimdi

            Ooo kuşu

            Nerelerde su kuşu

            Çalılıkta yuvası

            Mamacık getir babası

Dandini dandini dastana

Danalar girmiş bostana

Kov bostancı dananı

Yemesin bizim bostanı

            Eh ee ee Allah

            Uykucuklar ver Allah

 

Tekerlemeler

 

Tekerlemeler, çocukların sokakta oyun oynamaya, masal anlatmaya başlamadan önce söyledikleri veya bir grubu güldürmek için kafiye düzeninden faydalanarak, şaşırtmaya ve tuhaflığa yönelik söylenen halk edebiyatı ürünleridir.

Laleli Belkız

İçeriye gir kız

İpte atla kız

Dışarıya çok kız

 

Tarhana tartar

Boğazımı yırtar

Baklava kardeş

Gel beni kurtar

 

 

 

 

 

 

Türküler

 

Yöreye ait pek çok türkü mevcuttur. Sevgiyi, acıyı, gurbeti ve özlemi konu edinmiş türküler olduğu gibi, geçmişte Osmanlı sınırları içinde olup da 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile kaybedilen topraklar ile ilgili de pek çok türkü söylenmektedir. Türkülerin bir kısmı Balkan göçmenleri ile yurda gelmişken, bir kısmı da yerli halk tarafından üretilmiş ve yaşatılmıştır.

Yöreye ait pek çok türküden birkaçı şöyledir:

 

  1. “Ah Selanik”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 16 Temmuz 1947 tarihinde, Kasap Tahsin’den, Vize’de derlenmiştir.

 

  1. “Akça Köyün Bağları”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 09 Ağustos 1947 tarihinde Arife TİMUR’dan derlenmiştir.

 

  1. “Alim Gitme Pazara”

 

  1. “Avlu Dibi”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 15 Ağustos 1947 tarihinde, Fatma GÜRSU’dan, Kırklareli’nde derlenmiştir.

 

  1. “Ayşem”

 

  1. “Bahçelerde Biberiye”

TRT Müzik Dairesi THM repertuarı sıra no: 1366’da kayıtlı olan türkü, Aşık Ali TAMBURACI tarafından derlenmiş ve Nida TÜFEKÇİ tarafından notaya alınmıştır. Türkünün sözleri şöyledir:

Bahçelerde biberiye

Şişe dolu anberiye

Sen benimsin gel beriye

            Aman aman aman balabancı

            Sol yanında vardır sancı

            Aman makidonlu makidonlu

            Güzellerin içinde pek şanlı.

Bahçelerde olur marul

Sular akar harıl harıl

İnce belden sıkı sarıl

            Aman aman balabancı

            Sol yanımda vardır sancı

            Aman makidonlu makidonlu

            Güzellerin içinde pek şanlı

 

Bahçelerde olur haşhaş

Rakı içtim oldum serhoş

Ela gözler olur bir hoş

            Aman aman balabancı

            Sol yanımda vardır sancı

            Aman makidonlu makidonlu

            Güzellerin içinde pek şanlı.

 

  1. “Bahçelerde Yeşil Mazı”

 

  1. “Bana Derler Gazi Boşnak”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 16 Temmuz 1947 tarihinde Ahmet KÖK’ten, Kırklareli’de derlenmiştir.

 

  1. “Ben Gitmem İnekliye”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 14 Ağustos 1947 tarihinde, Aşık Ali TANBURACI’dan, Kırklareli’de derlenmiştir.

 

  1. “Budin”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 16 Temmuz 1947 tarihinde Ahmet AŞIK’tan Vize İlçesi, Evrenli Köyü’nde derlenmiştir.

 

  1. “Candarmanın Kılıcı”

 

  1. “Çayıra Serdim Postu”

 

  1. “Derdim Çoktur”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 15 Ağustos 1947 tarihinde Vahid Lütfi SALCIdan, Kırklareli’de derlenmiştir.

 

  1. “Dere Geliyor Dere”

Saadet KARACA’dan derlenmiştir.

 

  1. “Giderim Giderim Varna Görünmez”

Zekeriya KURTULMUŞ tarafından 21 Eylül 1993 tarihinde Sezai ÇETİN’den, Kırklareli Merkez ilçeye bağlı Çeşmeköy’de derlenmiş ve Kırklareli İl Kültür Müdürlüğü Folklor Araştırması arşivine alınmıştır.

 

Türkünün sözleri şöyledir:

Giderim giderim ooof

Varna görünmez

Dönerim arkama bakarım ooof

Kimseler gelmez

Dönerim arkama bakarım ooof

Kimseler gelmez

 

Babam da ihtiyar ooof

Ata binemez

Nişanlım küçüktür ağ-beyler ooof

Yolları bilmez.

Nişanlım küçüktür ağ-beyler ooof

Yolları bilmez.

 

Söyle Elif kız söyle ooof

Türkünü söyle

Türkü de bilmiyom ağ-beyler ooof

Kuran okurum.

Türkü de bilmiyom ağ-beyler ooof

Kuran okurum.

 

Esvaplarım sandıkta ooof

Basılı kaldı.

Evde nişanlım ağ-beyler ooof

Yasılı kaldı.

Evde nişanlım ağ-beyler ooof

Yasılı kaldı.

 

Yetişin kardaşlar yetişin ooof

Aldılar beni

Deli de orman şaykaları ooof

Çaldılar beni

Deli de orman şaykaları ooof

Çaldılar beni

 

  1. “Grep”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 09 Ağustos 1947 tarihinde Zehra KAHRAMANLAR’dan Kırklareli’de derlenmiştir.

 

  1. “Hasseler Giymiş”

Muzaffer SARISÖZEN tarafından 16 Temmuz 1947 tarihinde Mehmet GEÇİT’ten Vize İlçesi’nde derlenmiştir.

 

  1. “Haticem”

 

  1. “İnce Giyerim İnce”

Yöreye ait türkünün sözleri şöyledir:

 

İnce giyerim ince

Pembe yakışır gence

            İnce giyerim ince

 Pembe yakışır gence

İnsan bir hoş oluyor

Sevdiğini görünce

            İnsan bir hoş oluyor

            Sevdiğini görünce

Of sen yana, ben cama

İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana

 

Derelerin çakılı

Nerden aldın akılı

Döne döne oynuyor

Ağabeyimin çakırı

            Of sen yana, ben cama

            İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana

Dereler çakıl taşlı

Ördekler yeşil başlı

Benim sevdiğim dilber

Al yanak kalem kaşlı

            Of sen yana, ben cama

            İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana

 

  1. “İn Dereye”

 

  1. “Kırmızı Gül”

Aşık Ali TAMBURACI tarafından derlenmiştir.

 

  1. “Yar Yalelellim Hüseyin Derler Adıma”

Faruk YILMAZ tarafından Merkez İlçe Çeşmeköy’de Sezai ÇETİN’den derlenmiştir.

Türkünün sözleri şöyledir:

Yar yar yalelellim var

Hüseyin derler adıma(aman)

Doyum olmaz tadıma

Eller ne derse desin(aman)

Ben varacam inadıma

            Yaleli yalelelli yalelelli aman

            Yaleli yalelelli yalelelli

Yar yar yalelellim yar

Harmanda misirim var(aman)

Duvarda hasırım var

Seni gidi gavurun kızı(aman)

Neremde kusurum var

            Yaleli yalelelli yalelelli aman

            Yaleli yalelelli yalelelli

Yar yar yalelellim yar

Ezme ile yar ezme ile(aman)

               Yar bulunur mu gezme ile

               Çok cici kızlar kandırdım(aman)

               Kaşımı da gözümü süzme ilen.

            Yaleli yalelelli yalelelli aman

            Yaleli yalelelli yalelelli

 

Kültür Varlıkları

Höyükler


Geçmişte insanlar tarafından muhtelif defalar iskan edilmiş ve günümüzde çoğunlukla küçük birer tepe şeklini almış olan antik köy veya şehirlerdir. İlimizde halen kazısı devam etmekte olan Kırklareli Aşağıpınar ve Kanlıgeçit yerleşim alanlarının yanısıra, Tilkiburnu, Helvacı Şaban ve Koyunbaba höyüklerinde yüzey araştırmaları yapılmıştır. Düz iskan yerleşim alanları yanında, çeşitli mağaralarda da tarih öncesi dönemlere ait yerleşim izlerine rastlanılmaktadır. Bunlardan en önemlisi Kırklareli merkez ilçeye bağlı, Kayalı Köyü yakınlarındaki Bedre Mağarası’dır.

Babaeski, Demirköy, Kofçaz ve Pınarhisar İlçe sınırları içerisinde çok sayıda tarihi yerleşim alanı bulunmaktadır.

Vize şehir merkezinde de çok önemli iki höyük bulunmaktadır. Bunlardan Çömlektepe Höyüğü’nün, Tunç Çağı başlarından Roma döneminin sonlarına kadar kullanıldığına dair bulgular mevcuttur. Yapılan kazılarda Roma dönemine ait bir tiyatro, beraberinde pek çok kıymetli eser açığa çıkarılmıştır. Vize Höyüğü olarak bilinen ve aynı zamanda Vize Kalesi’nin de üzerinde bulunduğu antik yerleşim alanında, Roma döneminden kalan tarihi kalıntılar dikkat çekmektedir. Ayrıca Vize’nin yaklaşık 3 km. Kuzeyinde yer alan Karakoçaktepe’nin de tarih öncesi bir yerleşim alanı olduğu, araştırmacılar tarafından ileri sürülmektedir. Vize ve yakın çevresinde pek çok antik yerleşim merkezinin varlığı bilinmektedir.

Tümülüsler

 Tümülüs, en basit tanımı ile içerisinde mezar bulunan ve insanlar tarafından oluşturulmuş küçük yığma tepeciklerdir.

Kırklareli il sınırları dahilinde şu ana kadar 92 adet tümülüs tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak muhtelif dönemlerde yapılan yüzey araştırmalarında, bu sayının küçük boyutlu Tümülüslerle beraber 200’den fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Kırklareli tümülüslerinin Tunç Çağı’nın sonlarından (M.Ö. 14.-13. yy.), M.S. 3. yüzyılın başlarına kadar geniş bir zaman sürecinde yapımlarının devam ettiği, yapılan kazılarla tespit edilmiştir.

Babaeski, Demirköy, Kofçaz ve Pınarhisar ilçe sınırları içerisinde çok sayıda tümülüs bulunmaktadır.

Doğu Trakya’da tümülüslerin en yoğun olarak bulunduğu bölge, Vize ve yakın çevresidir. Yapılan tespitlerde Vize ve bağlı köylerde, 40’ın üzerinde tümülüs sayılmaktadır.

Dolmenler

Trakya’da çok sayıda görülen tümülüslerin erken safhası olarak kabul edilen dolmenler, genel olarak Kırklareli’nin kuzey-kuzeybatı dağ yamaçlarında ve bu yamaçlara yakın ova eteklerinde sıralanmıştır. Bölgede kapaklı veya kapaklıkaya olarak da anılan dolmenler, yekpare yassı iri taşlardan, basit oda şeklinde yapılmış anıt mezarlardır. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda Edirne’nin Lalapaşa ilçesi merkez olmak üzere, bir hat halinde Kırklareli’nin Demirköy ilçesi yakınlarına kadar ulaştığı tespit edilen dolmenlerin, Erken Demir Çağı (M.Ö. 1300-800) sürecinde kullanım gördüğü anlaşılmaktadır. Bu anıtsal yapılardan bir bölümü kısmen sağlam olarak Kofçaz, Dereköy, Kadıköy, Kula, Geçitağzı, Kapaklı ve Düzorman yakınlarında bulunmaktadır.

Demirköy İlçesinde dolmenlerin de bulunacağı tahmin edilmektedir.

Kofçaz İlçesi sınırları içerisinde çok sayıda dolmen bulunmaktadır.

Menhirler

Megalitik (büyük taş), dikili anıtsal mezar taşlarıdır. Kırklareli ve yakın çevresinde çok sayıda görülen menhirlerin esas kullanım süreci Erken Demir Çağı’dır. Yükseklikleri ortalama 3 metreye varan dikit örnekleri Kırklareli Merkez, Erikler, Değirmencik, Ahmetçe köyleri ile Lüleburgaz İlçesi’nde görülmektedir.

Dini Yapılar

 
Kadı Camii: Kırklareli merkezinde Ahmet Mithat İlkokulu karşısında bulunmaktadır. Emin Ali Çelebi tarafından 1577 (H.985) yılında yaptırılmış olan cami, halen kullanılmakta olup, kare planlıdır. Daha önceden yakınında bulunan bir mahkemeden dolayı Kadı Camii denilmektedir. Bir diğer adı da Emin Ali Çelebi Camii olan yapının duvar bünyesi, üç cephede düzgün yonu köfeki kaplamadır. Alt sıra pencerelerinin söveleri ve mihrabı, çok iyi bir işçilikle köfeki taşından yapılmıştır. Hafifletme kemerlerinde köfekiye hakedilmiş kabartma dilimli ve kemer sivrisine yakın rozetler, caminin tek tezyinat özelliğidir. Tavan ve çatı ahşap olup, dört mahyalı ve üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minaresi camiye bitişik olup, çok köşeli kütüklüdür. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2007 yılında restorasyonu yaptırılmıştır.

 

 

Beyazıt Camii: Kırklareli merkezinde Hatice Hatun Mahallesi’nde bulunmaktadır. İlk inşaa tarihi 16. yüzyıldır. İkinci inşa, 1593-1594 (H.1002) tarihinde Güllabi Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olup, kare planlıdır. Duvarların dış yüzleri alternatif tuğla sıkıştırmalı köfeki ve tuğla hatıl sıralıdır. İç tezyinatı ve çatısı ahşaptan, dört mahyalı, üzeri alaturka kiremit örtülüdür. Minare kaideden itibaren köfeki örgülüdür.

Karakaş Camii: Yeni Hükümet semtinde bulunan cami, 1628 (H.1110) tarihinde Karakaş Hacı Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. Halen ibadete açık olan cami kare planlı, moloz taş, ahşap çatılı bir yapıdır. Eski caminin minaresi, kesme muntazam köfeki, tek şerefeli ve külahı kurşunludur. Yeni bina betonarmedir, minaresi kütüğe kadar yıkılmış, yeniden yapılmıştır. Sonradan ek bir son cemaat kısmı ilave edilmiştir. Çatısının üzeri marsilya kiremitleri ile örtülüdür.

Hızırbey Camii (Büyük Camii): Kırklareli merkezinde, çarşı içindedir. 1383 (H.785) yılında Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılmış, kare planlı bir yapıdır. Duvarların dış yüzleri, kubbe kasnağı ve minaresi düzgün yonu köfeki kaplamadır. Son cemaat kısmı ve avlu duvarı sonradan ilavedir. Minaresi kesme taş ve tek şerefeli, kütük kare ve külah kurşunludur. Büyük Camii olarak da bilinen yapı ibadete açıktır.

Kapan Camii: Yeni Belediye binasının yanında bulunmaktadır. 1640 (H.1050) yılında Karaca İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Diğer adı Karaca İbrahim Bey Camii olan yapı, halen ibadete açıktır. Bina esasen kare planlı olup, eski Müftülük binası sonradan ilave edilmiştir. Duvarların dış yüzü düzgün yonu köfeki kaplama ve taş dizileri arası tuğla hatıllıdır. Çatısı dört mahyalı olup, ahşap üzerine marsilya kiremit kaplıdır. Minaresi muntazam kesme taş örgülü, tek şerefeli ve külah kesme taşlıdır.

Üsküpdere Camii: Merkez İlçe’ye bağlı Üsküpdere Köyü’nde bulunmaktadır. 1904 yılında yaptırılan cami, dikdörtgen mekanlıdır. Kadınlar mahfili ve son cemaat yeri bulunmaktadır. Tavanı ahşaptan olup, dört cephede sivri kemerli pencereleri bulunmakta ve minaresi tek şerefelidir.

Namazgah: Şehrin kuzeyinde bulunan bu mekan, 1930 yılına kadar mezarlık ve namazgah olarak kullanılmıştır. Halen çamlık ve park olarak faaliyette bulunmaktadır. Namazgah ve mezarlık iken mihraplı, ezan okunacak yeri bulunan ve bayram namazlarında kalabalık bir cemaati alabilen bir mekandı. Şimdi mesire yeri olarak kullanılmakta ve içinde kimliği meçhul bir yatır bulunmaktadır.

Kilise: Merkez İlçe’ye bağlı İnece Beldesi, Koyunbaba Köyü’nde bulunmakta ve kısmen sağlam durumdadır. Düzgün yonu kesme taş kaplama olup, köşe taşları çerçeveli olarak işlenmiştir. Çatı kısmı çökmüş haldedir.

 

 

Çeşmeler

Kayalık Çeşmesi: Karacaibrahim Mahallesi’nde bulunmaktadır.19. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Halen faal olup, suyu boldur. Haznesi arkada, kare planlı köfeki iri kesme taşlardan yapılmıştır. Yalağı bulunan, sivri kemerli ve tek cepheli bir meydan çeşmesidir.

Büyük Cami Çeşmesi: Büyük Caminin Cumhuriyet Meydanı’na bakan tarafındadır. 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılan çeşme, çoğu zaman Alman Çeşmesi olarak da anılır. Neo-Klasik stilde, mermer kaplama, kare planlı ve basık sivri kemerlidir. Daha önce çarşı ortasında iken dört cephesi olan çeşme, şimdi üç cephelidir. Aynaları kendinden kemerli, üzeri tablalı ve saçaklıdır.

Gerdanlı Çeşme: Tırnova Caddesi’nde Acem Geçidi Sokak’ta bulunmaktadır. 19. yüzyıl sonuna ait bu yapı, haznesi ile beraber kare plan üzerine inşa edilmiş, tamamen köfeki taştan yapılmıştır. Ön ve sağ cephesi basık sivri kemerli, diğer yüzleri düz olan, iki yüzlü yüksekçe bir meydan çeşmesidir.

Kocahıdır Çeşmesi: Eski İstanbul yolu üzerinde bulunmaktadır. 19.yüzyılın ikinci yarısına ait olan yapı kare planlı ve haznesi arkadadır. Basık sivri kemerli, tek yüzlü ve saçaklıdır. Her tarafı çimento harçla sıvandığı için duvar bünyesi belli değildir.

Kayyumoğlu Çeşmesi: Eski İstanbul yolunda bulunmakta olup, 1768 (H.1182) yılında yapılmıştır. İlk inşa ve onarım kitabeleri mevcuttur. Haznesiyle beraber kare planlı, yuvarlak kemerli, tek yüzlü bir çeşmedir. Üzeri beşik örtülü, tamamen köfeki taştan yapılmış bir meydan çeşmesidir.

Kapan Çeşmesi: Yeni Belediye binası yanında, Kapan Camii’nin önündedir. 1771 (H.1185) tarihinde yapılmış olan çeşmenin altı beyit halinde Osmanlı Türkçesi’yle yazılmış inşa kitabesi bulunmaktadır. Kare planlı olan çeşme, sonradan mermer, çimento ve mozaikle onarıldığı için orjinalliğini kaybetmiştir.

Boyacı Çeşmesi: Namazgah Caddesi’nde bulunan çeşme, 1771 (H.1185) yılında yapılmıştır. Faal olan çeşmenin diğer adı Kolancı’dır. Kare planda ve haznesiyle birlikte inşa olmuştur. Taş bir meydan çeşmesi olup,sonradan çimento ile sıvandığı için orjinalliğini tamamen kaybetmiştir.

Karaumurbey Çeşmesi: Karaumur Caddesi’nde bulunmakta olup, 1844 (H.1260) yılında yapılmıştır. Daha önceden dört cepheli iken, şimdi iki cepheli bir görünümde olan çeşmenin arka cephesinden Gerdanlı suyu akmaktadır. Haznesiyle kare planlıdır. Yapı bünyesi köfeki taşından olup, yuvarlak kemerli bir meydan çeşmesidir.

Söğütlü Çeşmesi: Söğütçük semtinde olup, 19.yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Önceden çukur çeşme stilinde, toprak seviyesinden birkaç basamak alttaydı. Kare planlı, çimento harçlıdır. İki yüzündeki büyük gözlerden devamlı bol su akmaktadır.

Kadı Çeşmesi: Kadı Camii karşısında bulunan çeşme, 1568-69 (H.976) yıllarında yaptırılmıştır. Kare planlı olup, her tarafı köfeki taşıyla kaplanmıştır. Klasik, basık sivri kemerli, tek yüzlü bir meydan çeşmesidir. Saçak silmesinden sonra yapılan ilave ile üzeri yükseltilmiş olduğundan, tonozlu küçük kubbesi görülmez.

Paşa Çeşmesi: Kurupaşa Çeşme Sokakta bulunmaktadır. Yapım tarihi bilinmeyen çeşme, haznesi ile birlikte inşa edilmiştir. Basık sivri kemerli, tek yüzlü bir çeşmedir. Çimento ile onarılmaya çalışıldığı için orjinalliği bozulmuştur.

Hapishane Çeşmesi: 19.yüzyılın ikinci yarısında yapılan çeşme, eski cezaevinin dış köşesinde bulunmaktadır. Haznesi ile birlikte kare plan üzerine, köfeki taşından inşa edilmiştir. Yuvarlak kemerli, iki yüzlü bir meydan çeşmesidir. Ayna taşı yerine kemer içlerine, taşa kendinden ayna yerleri yapılmıştır. Çeşmeye bitişik durumdaki eski hapishane binası sonradan yapılmıştır.

 

Hamamlar

Hızırbey Hamamı (Çifte Hamam): Kırklareli merkezinde, Cumhuriyet Meydanı’nda bulunmaktadır. 1383 (H.785) yılında yaptırılmıştır.

 

Köprüler

İnece Köprüsü: Merkez İlçe’ye bağlı İnece Kasabası girişinde yer almaktadır. 1891 yılından önce, askeri amaçla ahşap olarak yapılmıştır. Uzunluğu yaklaşık olarak 150 metre olan köprü, 1940 yılında bugünkü şekliyle yeniden yapılmıştır.

 

Antik Tiyatrolar

 

Vize

Antik Bizye Tiyatrosu: Vize İlçe merkezinde yeralmaktadır. 1995 – 97 yılları arasında yapılan arkeololjik kazı ile açığa çıkarılmış, ancak çalışmalar henüz tamamlanmamıştır. Burada elde edilen çok değerli heykeltraşlık eserleri Kırklareli Müzesi’nde sergilenmektedir.

Kırklareli Müzesi başkanlığında Trakya Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümünün katılımıyla 1995,1996 ve 1997 yıllarında üç yıl süreyle devam eden Vize İlçesinde tiyatro kazısı sonucunda şu ana kadar bilinen tek Roma Dönemi tiyatrosu ortaya çıkarılmıştır. Tiyatro ortalama 4 bin seyirci kapasitesine sahip olup oturma ve yürüme basamakları tamamen mermerdir. Tiyatro alanından 1995 yılı kazı çalışmaları sırasında büyük boyutta bir kadın heykeli, 1996 yılı kazı çalışmalarında ise 4 adet sahne rölyefi bulunmuştur.

Bahse konu tiyatronun mevcut mermer oturma yerlerinin ortaya çıkarılarak, sahnedeki dolgunun kaldırılması ve çatlayan mermer blokların onarılarak, restorasyon çalışmalarına geçilmesi gerekmektedir. Bu işlemlerin yapılması için de kazı alanındaki hafriyat alanını sınırlayan bir veya iki özel mülkiyetin kamulaştırılması ile yol vb. gibi bazı sorunların giderilmesi halinde anılan yer bir ören yeri haline getirilerek Kırklareli turizmine kazandırılacaktır.

 

 

Şehitlikler

 

Kırklareli Şehitliği: Eski İstanbul yolu üzerinde bulunmakta olup, üçgen bir mezarlık içerisindedir. Şehitlik, sivil ve askeri şühedaya aittir. İçinde kırmızı mermerden üç sütunlu bir abide bulunmaktadır. Yapımına 1926 yılında başlanmış ve 1930’lu yılların başlarında tamamlanmıştır. 1963 yılında Türkiye Şehitlikleri İmar Cemiyeti tarafından yeniden düzenlenmiştir.

Kırklar Şehitliği (Kırk Şehitler Anıtı): Yanık Kışla Caddesi’nde bulunmakta olup, İmar Derneği tarafından 1955 yılında yapımına başlanmış ve 1972 yılında tamamlanmıştır. I. Murat zamanında, Kırklareli’nin Osmanlılar tarafından zaptı sırasında şehit düşen Kırk Akıncı anısına yaptırılmıştır. Bulunduğu yer tekke arsasıdır. Tekke haziresindeki eski mezarlar anıt haline getirilmiştir. Halen basamaklarla çıkılan anıtın etrafı köşeli iki sıra sütunla çevrilidir. Sütunlar da dahil, anıtın tamamı mermer kaplama olup, şehitlerin ismi anıt üzerinde yazılıdır.

 

 

 

Türbe, Yatır, Anıt ve Mezarlıklar

 

Eski Mezarlık: İkizdere, Aşağıpınar yolu üzerindedir. Buradaki mezarların büyük çoğunluğu yeni mezarlık alanına nakledilmiş olup, sadece kuzeybatı kısmında kalan ve en eski mezarların bulunduğu bölüm tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Yatırlar: Mahya Baba, Balaban Baba, Sancaktar Baba (yeri park olmuştur), Hamza Baba (camii yanında bulunmakta), Baba Pınarı, Karahıdır, Kocahıdır, Helva Baba, Arapşah Baba (Karacaibrahim Mahallesi’nde), Gül Baba (Paşa Camii batısında), Namazgah Baba, Ali bin Hızırbey (kitabesi bulunmakta, mermer baş taşında “El merhum el mağruf, Es-Said, Eş-Şehid, Ali bin Hızır, Tarih Fi şehr-i muharrem, sene 987” ibaresi bulunmaktadır.) adıyla anılan muhtelif yatırlar mevcuttur.

Niğdeli Ethem Onbaşı Anıtı: Taş Tabya önünde bulunmaktadır. Balkan Harbinde kahramanlık göstermiş olan Ethem Onbaşı’nın anısına, 1969 yılında yaptırılmıştır.

Karahıdır Anıtı: Varna Savaşında, düşman kralının başını keserek, savaşın Türkler lehine sonuçlanmasını sağlayan Karahıdır anısına, Mutasarrıf İbrahim Süreyya tarafından 1914 yılında yaptırılmıştır.

 

 

 

Resmi Mimarlık Örnekleri

 

Vali Faik Üstün İlköğretim Okulu: İlimizde özellikle Yayla Mahallesinde 19. y.y. sonu 20. y.y. başlarında inşa edilmiş pek çok yapı bulunmaktadır. Bu yapıların bir kısmı Neo-Klasik stilde Rum ustalar tarafından yapılmıştır. Bu yapılardan bazıları halen mesken olarak kullanılmaktadır. 19. y.y. sonlarında Rum ustalar tarafından yapılan Neo-Klasik yapılardan bir tanesi de halen ilköğretim okulu olarak hizmet vermekte olan Vali Faik İlköğretim Okuludur. Yapı düzgün kesme taştan yapılmıştır.

Kocahıdır İlköğretim Okulu, Eski Vali Konağı

 

 

 

 

 

 

Sivil Mimarlık Örnekleri

 

Arasta (Bedesten)

Kırklareli merkezinde, Hızırbey Hamamı’na bitişik inşa edilmiştir. 1383 (H.785) yılında ticari amaçla yapılmış, T planındadır.

Vakıf Dükkanları

Kırklareli merkezinde, Hızırbey Hamamı yakınında Karaumur Caddesi’nde yeralmakta omup, 17 – 18. yy. yapısı olduğu tahmin edilmektedir.

Şaraphane

Namazgah Caddesi’nde yeralmakta, duvarları sağlam, ancak çatı kısmı yıkık bir binadır. Esas işlevi hakkında kesin bilgi bulunmamakla beraber, plan itibariyle dini bir yapıdan ziyade, işyeri görünümü hakimdir.

Eski Kırklareli Evleri (Binalar)

Şehrin muhtelif yerlerinde bulunan mimari örnekler, çoğunlukla 19. ve 20. yy. başlarına ait yapılardır. Bir kısmı, Neo-Klasik stilde Rum ustalar tarafından yapılmış ve halen mesken veya idari yapı olarak kullanılmaktadır.

Eski Türk Ocağı Binası

İlimiz yayla Mahallesi 87 ada,41 parselde bulunan tarihi tescilli ESKİ TÜRK OCAĞI BİNASI gerek mimari yapısı,gerek ise Ulu Önder Atatürk’ün 20-21 Aralık 1930 tarihlerinde İlimizi ziyaretleri sırasında Kırklareli halkına kültür ve uygarlık hakkındaki görüşlerini açıklaması bakımından tarihi ve istisnai bir değere sahiptir. Söz konusu tarihi tescilli yapı aradan geçen zaman içerisinde oldukça yıpranmış,herhangi bir bakım ve onarım da görmemesi nedeniyle tarihi ve manevi değeriyle uyuşmayan bir görünüme bürünmüştür.

 

 

 

 

 

 

 

 

Askeri Yapılar

 

Seyfioğlu Tabyası: Kırklareli merkezine 3 Km. mesafede, şehrin kuzey- doğusunda, Kırklareli – Bulgaristan yolunun sağ tarafında bulunur. 1877- 1878 Osmanlı-Rus Savaşından hemen önce Milâdi 1877 ( Hicri 1293) yılında savunma amaçlı yapılmıştır. İç duvarlar kesme muntazam köfeki taştan, üzerleri toprak yığma ve havalandırma bacaları bulunmaktadır. Cephesi Kuzey (Bulgaristan) istikametinde olup ters U planında ve etrafı hendeklerle çevrilidir.

Taş Tabya, Kırklareli merkezine 3 Km. mesafede, şehrin kuzey- batısında, Kırklareli – Eriklece Köyü yolunun sağ tarafında bulunur. 1877- 1878 Osmanlı-Rus Savaşından hemen önce Milâdi 1877 ( Hicri 1293) yılında savunma amaçlı yapılmıştır. İç duvarlar kesme muntazam köfeki taştan, üzerleri toprak yığma ve havalandırma bacaları bulunmaktadır. Cephesi Kuzey (Bulgaristan) istikametinde olup ters U planında ve etrafı hendeklerle çevrilidir.

 

 

Kaleler

 

Yoğuntaş (Polos) Kalesi: Kırklareli’nin Yoğuntaş Köyü’nde bulunmaktadır. Oldukça harap durumdaki kalenin Helenistik dönemden önce, yani II. Philip(Flip) zamanında, M.Ö. 4. yy. ortalarında yapıldığı ileri sürülmektedir.

Koyva Kalesi: Merkez İlçe’ye bağlı Kuzulu Köyü yakınlarında olup, M.S. 3-4. yy.’da yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça harap durumdadır. Çok az temel kalıntısına ve galerilere tesadüf edilmektedir. Bu yapının kale olmaktan ziyade, bir gözetleme kulesi olma ihtimali yüksektir. Kalıntıların 500 m. güney istikametinde, yaklaşık olarak aynı dönemlere tarihlenen mağara manastırları bulunmaktadır.

Diğer Kaleler: Yukarıda belirtilen kaleler dışında tahrip edilmiş veya kısmen korunabilmiş kale ve kule kalıntılarının sayısı bir hayli fazladır. Bunlardan bir bölümü; Eriklice Kalesi, Demircihalil Kalesi (2 adet), Karakoç Keçi Kale, Erikler Has Kale, Düzorman Köyü Kalesi, Koruköy Kalesi, Dereköy Kale Kaynakları Kalesi, Yündolan Kalesi (2 adet), Üsküp Asarcık Kalesi, Çukurpınar (Sazara) Kalesi, Armağan Kalesi, Armutveren Kalesi, Beypınar Kalebayırı Kalesi’dir.

 

 

 

 

 

Ali Rıza Efendi Kültür Evi

Kırklareli’nin kültür turizminin canlandırılması ve yaşatılması amacı doğrultusunda yapılan Kent Kültür Evi Projesi ile hem yerli hem yabancı turistlere şehrimizin tarihi,kültürel özellikleri yansıtılacak hem de geçmişten günümüze kadar gelen eserlerin nesilden nesile aktarılması sağlanılarak genç bireylerde tarih bilinci oluşturulmuş olacaktır.

Ali Rıza Efendi Kültür Evi açılış saatlerimiz ;

Pazartesi günleri hariç her gün 09:30-17:30 saatleri arasındadır.

Kırklareli Atatürk Evi

Kırklareli Belediyesi öncülüğünde Kırklarelili hayırsever vatandaşların desteği ile bir buçuk yılda yapımı tamamlanan Kırklareli Atatürk Evi 17 Ocak 2018 tarihinde ziyarete açıldı.Yayla mahallesinde yer alan ve mimarı olarak Selanikteki Ulu Önder’in evinin birebir aynısı olan Kırklareli Atatürk Evi düzenlenmesinde en ince ayrıntısına kadar öenm verilmiş olup, Kırklareli’nin tarihsel değerini arttırıp Kent Kültürü ve toplumsal değerler bakımından önemli bir merkez olup Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e olan sevgimizi, vefamızı ve bağlılığımızı simgeleyecektir.

Kırklareli Atatürk Evi Ziyaret saatleri ;

Pazartesi günleri hariç her gün 09:30-17:30 saatleri arasındadır.