AK KUYRUKLU KARTAL

İğneada Longoz Ormanları ve Trakya Bölgesi’nde görülen kartal türlerindendir. Nesli tükenmekte olan kuş türlerinden biridir. Çok iri, büyük kafalı, uzun ve geniş kanatlı, çok kısa kuyruklu bir kartaldır. Tipik olarak kıyıların yakınında ya da sulak alanlar üzerinde görülür. Çok yükseklerde süzülerek uçabilir, su üzerinde gördüğü yiyeceği pençeleri ile kapmak için kapmak için suya doğru hamle yapar.Ak kuyruklu kartalın yeni logomuzda kullanmamızınsebebi; nesli tükenmekte olan bu kartalın bölgemizde yaşıyor olması olduğu kadar, kartalın gücün simgesi olması, dinamizmi ve hareket kabiliyetidir.

ÜZÜM

Tarihte üzüm bağlarıyla meşhur, Kırklareli’nin adı bu özelliğinden dolayı bir dönem, hepinizin bildiği gibi “Lozengrad” ( Bağlar Şehri ) idi.
1658’de yöreyi gezen Evliya Çelebi ise, o meşhur Seyahatname’sinde, Kırklareli bağlarından “İçinde adam gezse kaybolur.” diyerek, övgüyle bahseder.
Böyle bir kentin logosunda uzun bir döneme damgasını vurmuş olan üzümü kullanmak yerinde olur diye düşündük.

KARAGÖZ

“Türk Gölge Oyunu” geleneğinin esin kaynağı, aynı zamanda geleneğe adını vermiş Karagöz de o değerlerin arasında en üst sıralarda yer alır.
Oysa Karagöz hakkında sahip olduğumuz bilgilerimiz bölük pörçüktür. Hacıvat ile buluştuğu, hayatının sonlandığı yer olması sebebiyle ön kabullerimiz onun Bursalı olabileceğini söyler bize. Oysa Karagöz’ün Kırklareli’nin kendi dönemindeki zengin kültür ortamından yetiştiğini çok az Kırklarelili bilir.
Karagöz’ün Kırklarelili olduğuna dair en önemli kaynak olarak 1600’lü yılların ortalarında Kırklareli’ni iki defa ziyaret eden Evliya ÇELEBİ’nin aktardıkları gösterilir. Seyahatnamesinde kendine has üslubu ile dönemine ışık tutan Evliya ÇELEBİ’nin şehre ilk gelişi 1658 yılına rastlamaktadır. Kırklareli’den bahsederken “incelikli zevkler şehri” der ve Karagöz’ün yetiştiği Kırklareli’nin ulaştığı kültür sanat ortamından kesitler sunar.
Dönemin diliyle Çelebi, Karagöz’den şöyle bahseder:
“Karagöz İstanbul Tekfuru (Kalem Sahibi ) Konstantin’in saisi ( ulağı, habercisi ) idi. Edirne Kurbindeki (yakınlarındaki ) Kırkkilise’den ( Kırklareli’den ) bir mir-i sahip-kelam ( söz sahibi, sözü dinlenir kişi) ve ayyar-ı cihan idi. Adına Sofyozlu Bali Çelebi derlerdi…”
Uzun lafın kısası böyle bir değeri, bu önemli karakteri, hemşehrimiz Karagöz’ü logomuzda kullanmak hem ona sahip çıkmak hem de adımızı duyurmak anlamında faydalı olacaktır diye düşündük.